10 Ekim 2018 Çarşamba

Renkler - Derya Boral


RENKLER



GRİ

Çay kaşığının çıkardığı ses, kahvehanenin içinde uzunca bir süre yankılandı. Elindeki zarfları birer birer inceleyip masanın üzerine koyuyordu. İsimler, şehirler, hikâyeler… Her birinin bir hikâyesi vardı. En çok, renkli olanları severdi. Mavi, yeşil, sarı... Bugün renklilerin sayısı azdı. Bu, her ne kadar onu biraz mutsuz etmişse de beyaz zarfların keyfini kaçırmasına izin vermedi ve çayından aceleci bir yudum daha aldı, bardak yarılandı. Elindeki son zarfı masaya koyarken zarfın ağzının açık olduğunu fark etti. Kalbi, güm güm atmaya başladı. Bu mesleğe başladığından beri üçüncü kez, ağzı açık olan bir zarfla karşılaşıyordu. Zarfın kapağını araladı. İçinde yeşil bir kâğıt vardı. Nedense hiç düşünmemişti içindeki kâğıtların da renkli olabileceğini.

Omzuna dokunan nasırlı, büyükçe bir el ile irkildi.

Elin Kedisi Hem de… - Güven Pamukçu




Dur! Duur. Duuur, diyorum sanaa…

İyi, tüyleri dökülmüyor bunun.
Kış geldi mi böyle. Kedilerini, köpeklerini bırakıp gidiyorlar yaşadıkları kentlere, kasabalara. Hayvansever bunlar.

Kaç kez elimden bıraktım bu romanı. Arkadaşımın romanı. (Çok iyi temalar bulsa da sözcüklerin yan yana getirilişini sevmiyorum. Örneğin; bu sözcükle, onu yakın tutmam ben. Sözcükler sevişmeli. Bir arada olmaktan mutlu olmalı. Yan yana yakışmalılar. Soyunup yeni anlama girmeliler…) Ha ne diyordum? Kaç gündür alıştırıyorum kendimi (Boynumda beş tane fıtık var bir de. Çok sevsem de aynı pozisyonda… -A! …aklıma neler geldii..?- ‘Pozisyon demeyeyim şuna’.) bugün başla şuna, diye…
Başladım.

Eskiden İdol - Kemal Gündüzalp


                                                                                             Salih Aslan’a


Oralardaydım. Yaşadık. Birlikte. Aynı kasabada, aynı okullarda, aynı tozlu sokaklarda ben de vardım. Yoktum ama. İlkyaz şakası gibi gelip geçen anılarının içinde ya da durup durup yaşarcasına anımsadığın geçmişinde de. Galiba unutuldum. Unutmuş olmalısın ortak anılarımız olmayınca. Öyle anlıyorum konuşmalarından. Bütün sevdiklerinin dışında kaldım belki de. Yok, sakın yanlış anlama, alınmadım. Genelde böyle olur. Herkes kendince seçer anılarını, bunun nedenlerini kim bilebilir ki? Eski aşklarının kıyılarında olsam da bir türlü aklına gelmeyen birisi oldum. İkincil derecede düşündüklerin arasında da yer bulamamış olabilirim. Ötekiler’i anımsayıp yeniden kurguladığın durumda da bir başkası oldum. Bilmediğin, anımsamadığın ya da unuttuğun bir çocukluk karaltısı. Ötekilerin dışında bir öteki. Yalnızca ikincilleştirme ya da üçüncülleştirme anlamında söylüyorum bunu, sakın alınma. Hem nereden bileceksin, yaşarken ve hayat akıp giderken bazen unutur insan. Birilerini, bir ilişkiyi, bir insanı, belki eksik yaşanmış bir aşkı da. Ama hep son bir buluşma vardır belki. Yaşam sürdüğü için. Belki son buluşmaların içinde yer alacakmışım, nerden bileceksin ki?

Anlattıkların arasında ne kadar yer alır bilemiyorum, ama aklıma hep, hiç anlatmadığın Fatma Nahide geliyor. Bir yerlerde, belki de roman gibi bir yaşam sürecinde anlattığını söylüyorsun şimdi. Yeni öğrendim. Ha, o işte, Akik soyadlı, hep soyadıyla çağrılan o kız! Bir rüya gibiydi, değil mi? Şimdi konuşurken başını eğip yere bakmana bir anlam veremedim gerçi, ama ne güzel kızdı... Her sabah saatlerce taranmış gibi ensesine düşen kalın ve siyah saçları, bembeyaz ve parlak yüzü, soylu duruşu, iri ceylan gözleri.

Gülümsüyorsun! Neden? Anımsadın mı? Kızı mı? Yoksa... İnanamıyorum!.. Yapma yahu! Daha doğrusu o zaman ayrımsamamışım aranızda geçenleri. Ben yalnızca hayrandım o kıza. Uzak ve güzel, derin ve anlamlı bakışlarıyla. Doğrudur, o zaman gerçekten ona haksızlık yapmış olabilirsin. İnsan o kızı sevmez mi? Nasıl kıyıp da bırakabildin, şimdi söylemesi kolay, o zaman bilsem sana kızardım.

Demek öyle ha! Demek Fatma Nahide Akik’le olan kısacık aşk, sana acı vererek bitti. Bilmiyordum, ama hâlâ öyle, o günkü duruşu ve haliyle anımsıyorum o kızı. Yok, belki öyle denemez, yani ona âşık falan değildim, ulaşılmazdı bir kez benim için. Belki hayrandım yalnızca. O öyle de ya sen... Seni sana anlatmak ne kadar anlamlıdır bilemiyorum, ama o kızdan daha çok sana hayrandım. Söylediklerim karşısında yalnızca gülümsüyorsun, bu ne kadar gizemli oluyor böyle? O kızı uzaktan izleyip sevmeye bile çekinirken, sana da hayrandık. Hem yalnızca ben değil, hemen hemen tanıdığım herkes, bütün arkadaşlar sana imrenerek bakıyordu. Bu hayranlığı aşan bir duygu gibiydi. Sen bizim idolümüzdün! Şimdiki moda sözcüklerle söylüyorum, karşılığını bilemiyorum. Yok, ‘put’ demek istemem.

Yapma yahu! Bu kadar üzüleceğini bilemiyordum. Birdenbire gözlerin doldu. Tam anlayamadım, güzel bir şey söylediğimi sandım. Anılar sevilmez mi? Haklısın. Ağlamaklı oluşun neden o zaman? Elbette bilemezdik, çocuktuk, ne toplumun, ne de yoksulluğun ayrımındaydık. Yaşayıp gidiyorduk yalnızca ve hayat geçerken, herhalde kaçırdığımız bir ayrıntı olarak kaldı yaşadığın güçlükler. Kimsenin de orada takılıp kaldığını sanmıyorum. Sen çünkü düşlerimize giren bir kahramandın! Her şeyi bilen, tuttuğunu koparan ve geleceği ellerinde taşıyan bir insan. İnsan diyorum, evet, haklısın, en doğru tanımlama bu olsa gerek, ama o günün koşullarında onu aşan, ondan öte bir canlı, abartma olarak görebilirsin, neredeyse insan-üstü, peki, öyle demeyelim, insan-ötesi bir varlıktın.

İnan abartmıyorum, o gün en büyük düşümüz sen olmaktı! Kendi kendimize konuşurken, var olan en büyük özlemimiz senin yerinde olmak ya da senin gibi olmaktı. Bu yalnızca benim düşündüğüm bir şey değildi. Kime sorsam “sen olmak” istiyordu. Bir kuşak, o dönemi seninle birlikte, o kasabada yaşayan onca çocuk sen olmak için yollara düştü. Garip değil mi, sen bunu bilmiyordun belki de. Ha, biraz ayrımsıyor insan değil mi? Yani sana özendiğimizi, senin yanında olmak istediğimizi, seninle konuşmak için can attığımızı elbette çok ayrımında olarak görmemiş olabilirsin. Bizim için senin nereye gideceğin, ne olacağından çok, önüne çıkan bütün engelleri aşıp başarılı olacağın ve belki de o zaman, çocukluk düşüncemizle ne olacağını kestiremediğimiz halde, kesin olarak istediğin ve bizim ulaşamayacağımız bir noktaya geleceğindi.

‘Olmadı’ diyorsun...

İnanır mısın, şu anda olmamasına bile şaşırdım!

Bizim düşlerimizde “idol” olarak yer alan sen ve başaramamak! Başarının ölçüsü ve ölçütü nedir, bilmiyorum. Mal, mülk, düşlerin gerçekleşmesi, aşkta kavuşma, mutluluk, güzel ve hayırlı çocuklar, her neyse işte. Belki de her birimiz ayrı ayrı bir yanılsama yaşıyoruz. Senin başaramadığını söylediklerini başaran, başardığını sanan onca insan, neye göre, hangi ölçütle başarmış sayılacak peki? Var olana göre... oysa bir de.

Peki susuyorum. Seni incitmek istemedim. Yalnızca son bir buluşmanın gerçekleşmiş olmasına sevindim. Buna inanmanı istiyorum. Hem kim bilir, senin ‘son’ dediğin buluşmalar belki de zamanını bekleyen, ertelenmiş ve yalnızca gecikilmiş buluşmalardır. Çünkü son, bir daha olmaması anlamına gelir bence. Oysa biz, en azından ikimiz, belki ötekilerle de daha çok buluşacağız. Kuşkusuz o eski zamanların tadı, esrikliği, güzelliği olmayacak, onlar anılarda kalan uç uç böcekleri. Ama ‘hayat’ bitmediği sürece, ömrümüz sürdükçe, yaşlansak da her zaman, hiç ummadığımız birileriyle buluşma şansımız olacak, değil mi? Belki İstanbul’da yaşadığını bildiğim Fatma Nahide Akik’le de. Hiç evlenmemiş, yalnız yaşıyormuş. O yüzden son buluşma demeyelim istersen.

Belki de buluşamamalar diyorsun karamsar ve umutsuz bir biçimde. Ben senin deyişinle bazı şeyleri başarmış olsam da belki hiçbir şey geçmişteki anlamıyla yer almıyor belleğimizde, ama eski bir idolle buluştuğum için sevinçliyim.

Üzüldün, anlıyorum. Geçmişteki sen olmadığın için şimdi. Olsun be, en azından bir zamanlar öyleydin. Bazen anılar bile insanı ayakta tutmaya yarıyor. Hüzünle de olsa.

Haklısın, içelim, anımsamak için. Geçmişi tazelemek ve yeniden yaşamak için.



Aydın, 23 Mayıs 2006



9 Ekim 2018 Salı

Ölüm Üzerine Aforizmalar



Hayatta her şey belirsiz, kesin olan mukadder bir şekilde kesin olan tek şey var: Ölüm. Alexis Carrel
Her kalbin çarpıntısı, kendi ecelinin ayak sesidir. Bayezid-i Bistami
Bir isteğin olduğu sürece, yaşamak için bir nedenin vardır, kesin tatmin ölümdür. Bernard Shaw
Yeryüzünde hüküm süren kuvvet; hayat kuvveti değil, ölüm kuvvetidir. Bernard Shaw 
İnsan ne zaman ölür bilir misiniz; tembellikten, inançsızlıktan ve hayatı yaşamaya değer kılmayı becerememekten. Bernard Shaw 

Öykü Yazma Teknikleri Üzerine Kendime Notlar - Kadir Aydemir

İyi bir öykü nasıl yazılır? Bir öykünün iyi olması hangi şartlara bağlıdır? Ne zor sorular... Nasıl da karmaşık... Evet, bir metnin öykü olması çoğu insana göre belli kurallara bağlı, ama benim için değil. Geleneksel öyküde zaman belirleme, mekân, gerilim, sürprizlerle dolu bir son ya da çeşitli şaşırtmacalar kullanılır çoğu kez, ben bunların hepsini bazen kabul ediyorum bazen de reddediyorum. Kişi kendi ruhuna uygun olan sihirli noktaları kendi keşfetmeli ve kullanmalı.

Baba, Kız ve Kutsal Deniz - Gül Yıldız

Çizim: Gül Yıldız
Engin bir denizin kıyılarındaydık. Ben denize tek adım atmak dahi istemiyordum. Yüzme bilmediğim için sudan korkuyordum. Babam beni tutacağına söz verdi; böylece denize girdim. Kulaç atmak için çabalıyordum ama bir çırpınışın ötesine geçemiyordum. Yine de bir şekilde su üzerinde kalabiliyordum. Sonra babamı gördüm; uzaktaydı; böylece beni tutmadığını fark ettim ve çok korktum. Suyun kaldırma kuvveti birdenbire yok oldu. Su yutmaya başladım. Tuzlu su genzimi gittikçe daha çok yakıyordu ve çırpınışlarım arasında bir ses duydum. Babam, kollarını aç, diye sesleniyordu. Sesinde bir güven vardı. Dalgalara sarılacakmış gibi kollarımı açtım sırasıyla ve ayaklarımı hızlı adımlar atarcasına çırptım. Yüzüyordum. Ama yüzerken bile babama kırgındım. Söz vermişti ama beni bırakmıştı. Onu karada değil; yine denizde anlayabildim. Yıllar sonra... Bir gün yine denizdeydim. O zaman fark ettim. Beni bırakmasaydı asla yüzemeyecektim. Bana güvenle seslenmeseydi vazgeçecektim. Yüzümde bir tebessüm, açıldım. 

Yeniden yola çıkış...

Uzun bir aradan sonra yeniden yoldayız. 2000'e yakın sayfamız birden yok oldu maalesef... Buradan başlıyoruz, sıfırdan, yeniden.

Yayın Planımız

YİTİK ÜLKE YAYINLARI


Kitaplarımız

Renkler - Derya Boral

RENKLER GRİ Çay kaşığının çıkardığı ses, kahvehanenin içinde uzunca bir süre yankılandı. Elindeki zarfları birer birer in...

En Çok Okunanlar